-Halfet, Halfet, Halfet!..

Adinin Halfetili Simsar Ahmet oldugunu çok sonra ögrendigim kisinin haykirisiyla basladi 31 Agustos 1972 Cuma günü Birecik Kalealtindan Cibin yolculugum.
Daha 18 bile olmamis yasimla ilk görevime baslamak için Saylakkaya´ya gidiyordum.Biraz sonra, Kalealti´nin kalabiliginin arasina geldi Halfeti otobüsü.
Antep´ten dönüyormus. Benim gibi 5-6 tane göreve yeni giden genç genç ögretmenler vardi.Bindik Halfeti otobüsüne.Bize dedilerki bu otobüsle Karamezra´ya
kadar gideceksiniz sonra oradan köylerinize baska araçlarla gidebilirsiniz.Otobüste gidecegimiz köyleri soruyorlardi:
-Hoca senin köyün nere? Sen nereye gidiyorsun?
-Saylakkaya´ya
Digerlerinede sordular...
-Hoca sen nereye gidiyorsun?
-Gülaçan´a.
Bana diyorlardi ki;
-Senin köyünde minare var.Senin köy büyük.,
Fakat ben onlarin dediklerini hiç duymuyordum sanki."Kayalik,taslik bir köye gidiyorum.Herhalde yolu suyu yoktur...
Büyüklügünden banane...Baksana, öteki ögretmenler Gülaçan´a gidiyor. Demekki orada gül olduguna göre suda vardir, ekim ,dikim, ziraatte vardir.
Keske ben oraya gitseydim...Bendeki sansa bak..Taslik, kayalik biryere gidiyorum" diyerek içimden geçiriyordum...
Karamezra´da inip, Saylakkaya´ya vardik...Köy fistik agaçlariyla çevriliydi.Iki katli betonarme binalar vardi.Dedikleri gibi minareside uzaktan görünüyordu.
Bir ay sonra maas almak için Halfeti´ye indigimde tesadüfen Gülaçan´a giden ögretmen arkadasimla karsilastim.Bana sordu;
-Yahu sizin köy nasil?
Daha ben bisey demeden kendisi anlatmaya basladi;
-Küçük bir köy. Köye vardigimda ilk kez okula vardim.Cam yok, çerçeve yok, siralar kirilmis, masa,sandalye yok, kirik dökük bisey buldum,
masaya basimi koydum, çaresizlikten, agladim, agladim,agladim.
Benim merak ettigim Gülaçan, demek böylesine bir köymüs.Nekadar sansli oldugumu, Cibin´e tayin olmamin benim için büyük bir sans oldugunu ozaman anladim.
Ahh Cibin ahhh!.... Senin kiymetini yillar sonra çok daha iyi anliyorum.
Bu anlatilandan 33 yil sonra 14 Mayis 2008 günü tekrar Cibindeydim.O yillari tekrar yasadim.Okuluma gittim.33 yil önce annelerini,babalarini okuttugum
ögrenciler simdi onlarin yerindeydi.Köyde kaldigim evler, Gicik Ahmet, Serif Amca, Hanifi Abey, Höso Serif, Misan Amca hepsi köydelerdi. Habes, Hamza,
Kör Nuri ve bazilari ne yazikki yoktular.
Mehmet Yilmaz
Ögretmen(1972-1975)


KÖR NURI*

* *Onu ilk sirti dönük görmüstüm.Bakkal dükkaninin arka
raflalarindaki radyodan bir istasyon ariyordu.Dilini bilmedigim bir
istasyonda durdu.Döndü.Bize dogru yürüdü.
_ Bizim köyün yeni ögretmeni.
_ Hoca,hosgelmissen!..
_ Hosbulduk.Bu istasyon neresi?
_ Sen bilmezsin,anlamazsin.
Gözlerinin ikiside kapaliydi.Zayifti.Avurtlari çökük,sakali
hafif uzamisti.Beyaz disleri gülüyormuscasina ince dudaklari arasindan
görünüyordu.
Üç yil boyunca hep dost kaldik.Zaman zaman Lübnan anilarindan
anlatirdi.Dünyada olup bitenden,olaylardan her seyden haberi,bilgisi
vardi.Kagit parayi elleyerek ve koklayarak taniyordu.Görmedim ama,keman
çaldiginida duymustum.
Bir yaz gecesi bakkalin üstünde yatmistik.
_Hoca.Hoca,uyan hele!..
Sabahin köründe uyandirmisti beni.Bir nedeni olmaliydi.
_Hoca,hele dinle.
Misan´in avlusundaki dagdagan agacini yüzlerce kus ablukaya
almisti.Daldan dala sekiyorlar,hepsi birden var güçleriyle çiglik çigliga
ötüyorlardi.Dinliyordum. Agzim açik kalmisti.Çünkü daha önce böyle bir
manzarayla hiç karsilasmamistim.ilk kez böyle bir seye tanik
oluyordum.Bikmadan,usanmadan dakikalarca öttüler.Sanki dügünleri
vardi.Nuri´de dinliyordu benimle birlikte.Sonra sesler yavas yavas
azaldi.Gün agariyordu.
Otuz üç yil sonra 14 Mayis 2008 günü tekrar geldim bakkalin
önüne Nuri.Öldügünü söylediler.Ne kadar üzüldügümü anlatamam.Çocuklugunda
hep sana benzettigim yegenin Davut,(ögrencim), yanima geldiginde seni
animsadim.Seni görür gibi oldum.
Dünyayi gördügünü zanneden bir çok insandan, çok daha iyi
görüyordun dünyayi.Topragin bol olsun.Nur içinde yat emi.
Ah,Cibin ah!.. Senin kiymetini simdi daha iyi anliyorum.

Mehmet Yilmaz
(Ögretmen)
Cibin 1972-1975

Mehmet Yilmazin Köyümüzü ziyaretinde kendi Cektikleri resimlerden baazilari: